Keyif aldıklarım...

İstanbul, Türkiye
Keyif aldıklarım mı? Gezmek; farklı kültürlerin sokaklarını, insanlarını, restoranlarını, klüplerini, yemeklerini görmek, tatmak; güzel bir manzara eşliğinde sohbet veya yemek (evet yine), ayrıca salt yemek yemek, üşenmezsem de yapmak; tatil yapmak, güzel içkiler içmek-- güzel şaraplar seçmek, sıcak havada buz gibi bira içmek, değişik kokteyller ve müzik; en güzel müzikler eşliğinde yürümek, spor yapmak (ağır spor değil); güzel klüplerde yine en güzel müziklerle dansetmek ve müzik yapmak ve yeniden dinlemek... Sizlerle keyif aldıklarımı paylaşmak istiyorum :)

23 Ağustos 2011 Salı

Euphoria & Da Mario

Aile yemeklerimizin en keyifli geçtiği yerlerden... Ben küçükken sıkça gittiğimiz; gerek atmosferi, gerek servis kalitesi, gerekse yemek lezzeti ve sunumuyla en başarılılardan birisi... Kendisi gerçek İtalyan, Da Mario.

Ulus'dan Bebek'e inen yokuş üzerinde, sağ kolda restorana dönüştürülmüş olan villayı çok rahat farkedemeyebilirsiniz. Ama bilen biliyor, çok da memnun kalıyor.


Restoranın arka bahçesinde, bir doğumgünü grubunun arka masasına oturduk ve ara sıcaklarımızla yudumlayacağımız şarabımızı iple çektiğimiz için, hemen mönü istedik.


"Asparagus" ismiyle daha çok duymuş olacabileceğiniz kuşkonmazı görür görmez tercihimi zaten yapmış oldum. "Antipasti" için favorilerimden biri... Ilık servis edilen, kesinlikle ağır olmayan, lezzeti yerinde ve ana yemekler için yeriniz olmasına izin veren gıcır gıcır bir seçim:)


Şarabımız, son zamanlarda sıkça tercih ettiğimiz (beyaz) Frescobaldi Chardonnay oldu(Chardonnay sanırım en sevdiklerimden). Beyaz şarapla beyaz, kırmızı şarapla kırmızı etin yakıştığı söylemine uzun zamandır kulak asmadığımı belirtmek isterim. Hatta bu yakıştırmayı hiç dikkate almamış olabilirim:) Şöyle söyleyeyim; büyük bir gururla, birazdan, muhteşem bir şekilde pişirilip, son derece başarılı bir sunumla servis edilecek olan bonfilelerimizin siparişini verdik.


Lezzet konusunda tek bir kusur bulamıyorum. Bonfileyi iyi pişmiş ısmarlamama rağmen hiç kurumamıştı ve yemesi çok keyifliydi. Afiyetle yedikten sonra bir de Creme Brulée siparişi verdim:) Başlangıç ve ana yemek performansıyla kıyaslayacak olursak, biraz hayal kırıklığıydı. Belki de bu durumun sebebi Creme Brulée yiyeceğiniz yeri biliyor olmamdır. Bir ara bu konuya da gelelim, tatlı yiyelim, hep tatlı konuşalım:)

Benden bu kadar:)

Siz de bu restoranla ilgili yorumlarınızı paylaşmak ister misiniz? Ya da sorularınızı alayım, belki gitmeden önce biraz fikir sahibi olursunuz:)

Sevgiler







10 Ağustos 2011 Çarşamba

Euphoria & Le Pain Qoutidien

Hem Kanyon'da, hem de Bağdat Caddesi'nde şubesi olan, doğal sağlıklı ve organik konsepti üzerine kurulu bu restoran, bizim için, tam bir h-a-y-a-l k-ı-r-ı-k-l-ı-ğ-ı-y-d-ı.

Sakın ha gitmeyin demek istiyorum ama bir yandan da çok sert olmak istemiyorum. O nedenle şu şekilde belirteyim. "Gitmezseniz memnun olurum" :)

Sağlıklı ve %100 doğal olacağım diye lezzetten bu kadar mı ödün verilir?
Ismarladığım roast beef sadece yağdan oluşuyor, bildiğimiz roast beeflere hiç benzemiyor. Başlangıç olarak istediğim hellim ve sert köy ekmekleri kıvamında ekmeklerle doyurdum karnımı. Tamam kendimi çok acındırmak istemiyorum ama; alkol de yok zaten, gitmeyin:)


Fazla yorum yapmayacağım. Her iki şubesine de gittim. Tatlıları hoş görünüyordu, illa ki gitmek istiyorum diyorsanız (neden böyle birşey diyesiniz, farkındayım) tatlıların tadına bakabilirsiniz ya da belki bir fincan kahve iyi gidebilir, ama referansınız kesinlikle ben değilim.

Herşey çok kötü... Restoran atmosferi kurtarmıyor...
Etiketlere "lezzetsiz"i bile ekledim:)

Siz de bu restoranla ilgili yorumlarınızı paylaşmak ister misiniz? Ya da sorularınızı alayım, belki gitmeden önce biraz fikir sahibi olursunuz:)

Sevgiler



Euphoria & Miss Pizza


Nerde kalmıştık? Uzun zamandır iş yoğunluğum yazmamı engelledi, gezilip görülen yerler birikti. Merak etmeyin bu arada boş durmadım. Bol bol yedim, içtim; kısa ama çok keyifli bir tatil bile yaptım.

Ama şimdilik İstanbul'dayız :)Taksim Tünel'in en şirin mekanlarından birindeyiz. Akşamları rezervasyonsuz asla yer bulamayacağınız, hatta son zamanlarda neredeyse öğlenleri bile yanlızca rezervasyon üzerine boş masa bulabileceğiniz küçük, ama lezzeti ve konsepti kocaman bir İtalyan restoranındayız.

Miss Pizza; muhteşem pizzaları, İtalya restoranlarında görebileceğiniz mini kareli bez peçeteleri, beyaz şarap ve portakal suyu ağırlıklı yaptığı Sangria'sıyla farklı bir atmosfer.

Ben hafif olması açısından, özellikle öğlenleri, içerisinde parmesan peyniri, bresaola ve prosciutto bulunan; ayrıca porçini ve enginar ezmeli ekmekler ve domates ve fesleğenli klasik bruschetta'nın yer aldığı başlangıç tabağını tercih ediyorum.



Pizzaları mı? Gerçekten başarılılar. Daha iyilerini yersiniz, hele İstanbul gibi bir yerde mutlaka çok daha iyilerine rastlamışsınızdır. Fakat bu küçük dükkanın atmosferi ve yarattığı mini İtalyan konsepti yediğim pizzayı olduğundan daha da lezzetli hale getiriyor.

Size burada Funghi Pizzayı ya da içerisinde domates sos bulunan herhangi bir pizzayı denemenizi tavsiye ederim. Domates sossuzları yemeyin, kuru oluyor. İncecik olan pizza hamurunu keyifsiz yapıyor.


Benim söyleyeceklerim bu kadar, biraz konsept değişikliğine gidiyorum.
Bundan sonra yemeklerin lezzet detaylarının derinliklerine inmektense, mekanın ve atmosferin karakterine değinmek istiyorum.

Ayrıca restoranın önünde gördüğüm şu minik baş örtülü kız dikkatimi çekti, fotoğraflamak istedim.


Siz de bu restoranla ilgili yorumlarınızı paylaşmak ister misiniz? Ya da sorularınızı alayım, belki gitmeden önce biraz fikir sahibi olursunuz:)

Sevgiler