Aile yemeklerimizin en keyifli geçtiği yerlerden... Ben küçükken sıkça gittiğimiz; gerek atmosferi, gerek servis kalitesi, gerekse yemek lezzeti ve sunumuyla en başarılılardan birisi... Kendisi gerçek İtalyan, Da Mario.
Ulus'dan Bebek'e inen yokuş üzerinde, sağ kolda restorana dönüştürülmüş olan villayı çok rahat farkedemeyebilirsiniz. Ama bilen biliyor, çok da memnun kalıyor.
Restoranın arka bahçesinde, bir doğumgünü grubunun arka masasına oturduk ve ara sıcaklarımızla yudumlayacağımız şarabımızı iple çektiğimiz için, hemen mönü istedik.
"Asparagus" ismiyle daha çok duymuş olacabileceğiniz kuşkonmazı görür görmez tercihimi zaten yapmış oldum. "Antipasti" için favorilerimden biri... Ilık servis edilen, kesinlikle ağır olmayan, lezzeti yerinde ve ana yemekler için yeriniz olmasına izin veren gıcır gıcır bir seçim:)
Şarabımız, son zamanlarda sıkça tercih ettiğimiz (beyaz) Frescobaldi Chardonnay oldu(Chardonnay sanırım en sevdiklerimden). Beyaz şarapla beyaz, kırmızı şarapla kırmızı etin yakıştığı söylemine uzun zamandır kulak asmadığımı belirtmek isterim. Hatta bu yakıştırmayı hiç dikkate almamış olabilirim:) Şöyle söyleyeyim; büyük bir gururla, birazdan, muhteşem bir şekilde pişirilip, son derece başarılı bir sunumla servis edilecek olan bonfilelerimizin siparişini verdik.
Lezzet konusunda tek bir kusur bulamıyorum. Bonfileyi iyi pişmiş ısmarlamama rağmen hiç kurumamıştı ve yemesi çok keyifliydi. Afiyetle yedikten sonra bir de Creme Brulée siparişi verdim:) Başlangıç ve ana yemek performansıyla kıyaslayacak olursak, biraz hayal kırıklığıydı. Belki de bu durumun sebebi Creme Brulée yiyeceğiniz yeri biliyor olmamdır. Bir ara bu konuya da gelelim, tatlı yiyelim, hep tatlı konuşalım:)
Benden bu kadar:)
Siz de bu restoranla ilgili yorumlarınızı paylaşmak ister misiniz? Ya da sorularınızı alayım, belki gitmeden önce biraz fikir sahibi olursunuz:)
Sevgiler
Euphorian Venue
Keyif aldıklarım...
- Gizem
- İstanbul, Türkiye
- Keyif aldıklarım mı? Gezmek; farklı kültürlerin sokaklarını, insanlarını, restoranlarını, klüplerini, yemeklerini görmek, tatmak; güzel bir manzara eşliğinde sohbet veya yemek (evet yine), ayrıca salt yemek yemek, üşenmezsem de yapmak; tatil yapmak, güzel içkiler içmek-- güzel şaraplar seçmek, sıcak havada buz gibi bira içmek, değişik kokteyller ve müzik; en güzel müzikler eşliğinde yürümek, spor yapmak (ağır spor değil); güzel klüplerde yine en güzel müziklerle dansetmek ve müzik yapmak ve yeniden dinlemek... Sizlerle keyif aldıklarımı paylaşmak istiyorum :)
23 Ağustos 2011 Salı
10 Ağustos 2011 Çarşamba
Euphoria & Le Pain Qoutidien
Hem Kanyon'da, hem de Bağdat Caddesi'nde şubesi olan, doğal sağlıklı ve organik konsepti üzerine kurulu bu restoran, bizim için, tam bir h-a-y-a-l k-ı-r-ı-k-l-ı-ğ-ı-y-d-ı.
Sakın ha gitmeyin demek istiyorum ama bir yandan da çok sert olmak istemiyorum. O nedenle şu şekilde belirteyim. "Gitmezseniz memnun olurum" :)
Sağlıklı ve %100 doğal olacağım diye lezzetten bu kadar mı ödün verilir?
Ismarladığım roast beef sadece yağdan oluşuyor, bildiğimiz roast beeflere hiç benzemiyor. Başlangıç olarak istediğim hellim ve sert köy ekmekleri kıvamında ekmeklerle doyurdum karnımı. Tamam kendimi çok acındırmak istemiyorum ama; alkol de yok zaten, gitmeyin:)
Fazla yorum yapmayacağım. Her iki şubesine de gittim. Tatlıları hoş görünüyordu, illa ki gitmek istiyorum diyorsanız (neden böyle birşey diyesiniz, farkındayım) tatlıların tadına bakabilirsiniz ya da belki bir fincan kahve iyi gidebilir, ama referansınız kesinlikle ben değilim.
Herşey çok kötü... Restoran atmosferi kurtarmıyor...
Etiketlere "lezzetsiz"i bile ekledim:)
Siz de bu restoranla ilgili yorumlarınızı paylaşmak ister misiniz? Ya da sorularınızı alayım, belki gitmeden önce biraz fikir sahibi olursunuz:)
Sevgiler
Sakın ha gitmeyin demek istiyorum ama bir yandan da çok sert olmak istemiyorum. O nedenle şu şekilde belirteyim. "Gitmezseniz memnun olurum" :)
Sağlıklı ve %100 doğal olacağım diye lezzetten bu kadar mı ödün verilir?
Ismarladığım roast beef sadece yağdan oluşuyor, bildiğimiz roast beeflere hiç benzemiyor. Başlangıç olarak istediğim hellim ve sert köy ekmekleri kıvamında ekmeklerle doyurdum karnımı. Tamam kendimi çok acındırmak istemiyorum ama; alkol de yok zaten, gitmeyin:)
Fazla yorum yapmayacağım. Her iki şubesine de gittim. Tatlıları hoş görünüyordu, illa ki gitmek istiyorum diyorsanız (neden böyle birşey diyesiniz, farkındayım) tatlıların tadına bakabilirsiniz ya da belki bir fincan kahve iyi gidebilir, ama referansınız kesinlikle ben değilim.
Herşey çok kötü... Restoran atmosferi kurtarmıyor...
Etiketlere "lezzetsiz"i bile ekledim:)
Siz de bu restoranla ilgili yorumlarınızı paylaşmak ister misiniz? Ya da sorularınızı alayım, belki gitmeden önce biraz fikir sahibi olursunuz:)
Sevgiler
Euphoria & Miss Pizza
Nerde kalmıştık? Uzun zamandır iş yoğunluğum yazmamı engelledi, gezilip görülen yerler birikti. Merak etmeyin bu arada boş durmadım. Bol bol yedim, içtim; kısa ama çok keyifli bir tatil bile yaptım.
Ama şimdilik İstanbul'dayız :)Taksim Tünel'in en şirin mekanlarından birindeyiz. Akşamları rezervasyonsuz asla yer bulamayacağınız, hatta son zamanlarda neredeyse öğlenleri bile yanlızca rezervasyon üzerine boş masa bulabileceğiniz küçük, ama lezzeti ve konsepti kocaman bir İtalyan restoranındayız.
Miss Pizza; muhteşem pizzaları, İtalya restoranlarında görebileceğiniz mini kareli bez peçeteleri, beyaz şarap ve portakal suyu ağırlıklı yaptığı Sangria'sıyla farklı bir atmosfer.
Ben hafif olması açısından, özellikle öğlenleri, içerisinde parmesan peyniri, bresaola ve prosciutto bulunan; ayrıca porçini ve enginar ezmeli ekmekler ve domates ve fesleğenli klasik bruschetta'nın yer aldığı başlangıç tabağını tercih ediyorum.
Pizzaları mı? Gerçekten başarılılar. Daha iyilerini yersiniz, hele İstanbul gibi bir yerde mutlaka çok daha iyilerine rastlamışsınızdır. Fakat bu küçük dükkanın atmosferi ve yarattığı mini İtalyan konsepti yediğim pizzayı olduğundan daha da lezzetli hale getiriyor.
Size burada Funghi Pizzayı ya da içerisinde domates sos bulunan herhangi bir pizzayı denemenizi tavsiye ederim. Domates sossuzları yemeyin, kuru oluyor. İncecik olan pizza hamurunu keyifsiz yapıyor.
Benim söyleyeceklerim bu kadar, biraz konsept değişikliğine gidiyorum.
Bundan sonra yemeklerin lezzet detaylarının derinliklerine inmektense, mekanın ve atmosferin karakterine değinmek istiyorum.
Ayrıca restoranın önünde gördüğüm şu minik baş örtülü kız dikkatimi çekti, fotoğraflamak istedim.
Siz de bu restoranla ilgili yorumlarınızı paylaşmak ister misiniz? Ya da sorularınızı alayım, belki gitmeden önce biraz fikir sahibi olursunuz:)
Sevgiler
Etiketler:
bresaola,
Miss Pizza,
pizza,
prosciutto,
sangria,
tünel
12 Temmuz 2011 Salı
Euphoria & Chilai
Sene başında " Milyonlarca dolar yatırım yapılarak inşaat ve dekorasyonu tamamlanan Chilai..." haberlerini duyduğum anda merak ettim Bebek'deki mekanı. Chilai, Abbas'ın biraz ilersinde, Dükkan Burger'in hemen yanında kalıyor. 3 katlı bir köşk burası. Ben, en üst kattaki "Fine dining" restoranı, ve giriş katındaki "Brassierie"'yi test etme fırsatı buldum. Fine dining; nasıl desem, şık ve kaliteli. Yemekler kesinlikle 1. sınıf. Fakat her ne kadar mis gibi bir deniz manzarası olsa da, girişteki gibi bir atmosferi yok, denizin hemen tam üzerinde değil :)
Hafta içi, hafta sonu; öğlen, akşam defalarca gittim buraya. Yemeklerini tattım. En başarılı bulduğum yerli dj'lerden biri olan Doğuş Çabakcor performansını dinledim ve özellikle öğlen, yemek aralarında, ofise hiç ama hiç geri dönmek istemedim. Güzel bir yaz gününde muhteşem deniz havasına kim karşı koyabilir ki?
Müzikler; özellikle haftasonları enfes, manzara özellikle her zaman enfes. Yemekler mi? Bir kaç hayal kırıklığı yaşadık ve es geçmiyorum :)
Sezar salata; bu salatayı iki ziyaretimde sipariş ettim.
1. Hemen hemen herşey iyiydi. Sos kıvamı, sunum (fena değil), çıtır çıtır baconlar (bayılırım), ama üzerindeki yumurta... Menü resimlerinde göründüğü gibi olmadı benim için. Problem tadında ya da pişiriliş biçiminde değildi, salatayla uyumu kesinlikle yoktu.
2. Bu sefer yumurtasız istedim salatamı. Salatam yeniden yumurtalı geldi. Geri gönderdim. Yenisi geldiğinde ise içerisinde bir önceki servislerinden farklı olarak ançuez vardı.
Bu hiç hoş olmadı, tabağımda ayırmasına ayırırım istemediğim malzemeyi, problem değil; ama şık olan, görünen ya da olduğunu idda eden bir yere gittiğimde herşeyin mükemmel olmasını istiyorum sanırım. Mükemmel olmasa da, ya menüde ne yazıyorsa tam olarak o servis edilsin, ya da bilemiyorum her servislerinde yemekteki malzemeler artıp ya da azalıp değişmesin:)
Şimdi salatayı geçelim, bu restoranı son ziyaretlerimden birinde yediklerime bakalım:
Mekanı iki kişi ziyaret ettik, öğle arasında, o geri dönmek istemediğimiz günlerden birinde, hava zaten muhteşem...
Ben yoğurtlu ve domates soslu, kıymalı ravioli siparişi verdim. Artık raviolinin az çok hangi büyüklükteki porsyonlarla servis edildiğini biliyorum. O gün aç değildim ve bu bilgiyle tercihimi bazı menülerde "İtalyan mantısı" şeklinde belirtilen ve az adetlerle sunulan yemekten yana kullandım. Tadı güzeldi, hatta çok güzeldi ama, evet bir ama var, çok standart bir tadı vardı. Yani aynı tadı birçok restoranda bulabilirsiniz. Ne de olsa yemeğin kendisi güzel. Herşeyden önce hamur, güzel bir sos ve yoğurtla seris edilen hamur... güzel olmaması zaten mümkün değil.
O gün diğer siparişimiz ise, "Pork ribs" diye tabir edilen, domuz kaburgasıydı. Görüntü gerçekten nefes kesiciydi. Barbekü sosla tatlandırılmış yanında mayonez ve yoğurtla karıştırılmış mor lahana salatası ve patates kızartmasıyla servis edildi. Servis şekli ve kullanılan tabaklar da yemeğin kendi görüntüsü kadar güzeldi fakat daha önce bu kadar kemikli ve kaburgalı bir biçimde servis edilen bir kaburgayla (domuz ya da değil) karşılaşmamıştım. Etinin az olmasının yanı sıra, yemeği yemek o kadar güçtü ki, porsyon kesinlikle kesilemiyordu. Sertliğinden değil, her yerinde kemik olmasından ve bıçağın tırtıklı et bıcağı olmamasından dolayı. Garson arkadaşlardan tırtıklı bıçak istedik, fakat restoranda yokmuş?
O kadar zorlandık ki, yemek bizim için bir savaşa döndü ve sonunda pes ettik. Daha fazla yememek, inanın bu savaşa devam etmekten çok daha tatlı geldi. Ne kadar zorlandığımızı gören garson arkadaşlar adisyona bu yemeğin ücretini eklemediler.
Son olarak, biliyorum kronolojiyi yanlış ayarladım ama, restoranı ilk ziyaret ettiğimde sipariş verdiğim mojitodan bahsetmek istiyorum.
Mojito, sadece limon çekirdeğinden oluşuyordu. Evet, 35-40 tane limon çekirdeği vardı içerisinde. Daha doğrusu şöyle ifade edeyim, içerisinde bir mesaj vardı ve şöyle diyordu: Her ne kadar burası çok şık, milyonlarca dolar yatırım yapılarak kurulan, en kaliteli insanları ağırlama iddası bulunan bir mekan olsa da; birçok sıradan mekanın aksine, mojitolarımızı sipariş geldikçe yapmıyoruz. Önceden hazırlayıp punch kasesine koyup, kepçeyle bardaklara dolduruyoruz. Sana da sonu geldi, yani bütün çekirdeklerin biriktiği kısım...
Aklınız karışmasın ama restoranın muhteşem atmosferine ve cuma akşamları çalan gayet başarılı müziklere bir kez daha dikkatleri çekmek istiyorum ve yorumu size bırakıyorum:)
Siz de bu restoranla ilgili yorumlarınızı paylaşmak ister misiniz? Ya da sorularınızı alayım, belki gitmeden önce biraz fikir sahibi olursunuz:)
Sevgiler
7 Temmuz 2011 Perşembe
Euphoria & Hardal, Asmalımescit
05.07.2011
Açılmasıyla birlikte Asmalı'nın en gözde mekanlarından biri olan Hardal, yaklaşık 1,5 senedir ara ara uğradığım bir mekan. Ofisten bir nebze olsun uzaklaşıp hava almak istediğimiz öğle aralarımızı değerlendirdiğimiz Asmalımescit noktalarından biri... Ayrıca gece club&lounge olarak hizmet veren terası Uplounge, Asmalı'nın neredeyse en sevdiğim eğlence mekanı. Fakat gelin, daha çok yediklerimize ve içtiklerimize odaklanalım :)
Ben klasik siparişlerimden birini verdim. Keçi peynirli salata... Peynir panelendiğinde ya da ılık getirildiğinde bu salata benim favorim; fakat en popürler salata & makarna restoranlarından biri olan Sosa'da olduğu gibi, keçi peynirinin en güzel servis biçiminden, yani ısıtılmaktan mahrum bırakılması, hem çok güzel bir lezzetin öldürülmesine hem de benim bu salatayı tercih etmememe sebep oluyor. Her neyse, Hardal'ın bu salatayı servis etme biçimi şu şekilde:
Keçi peynirleri şam fıstığı kaplı malzemeyle panelenmiş. Tadı muhteşem. Ayrıca enginar kalbi, pancar, "baby corn" şeklinde tabir ettiğimiz mısır turşusu, cherry domates, incecik kesilmiş salatalıklar--en ince julien kesimi düşünün, işte o şekilde--bir parça yine jülyen kesilmiş havuç ve mor ve yeşil salata yapraklarından oluşuyor. Buraya kadar geldiğimizde, lezzet olarak tacı kesinlikle panelenmiş keçi peyniri hakediyor. Diğer malzemeler; soslanma biçimi ve uyumları için güzel diyebilirim fakat muhteşem değiller.
Salatada kötü olan ise, kıtır ekmekler. Sarımsaklıyla sarımsaksız arası belirsiz bir tadı olan, olması gerekenden tuzlu, çok da kıtır olmayan ekmekler hiç hoşuma gitmedi.
Salatanın görüntüsü iştah açıcı, ama nedense bir türlü kalabalık sunumları sevemedim. Tabi Amerikan tarzı--kocaman porsyonlar--servis yapan bir kafeden daha iyisini bekleyemem.
PS: Barbeque sos istediğmizde ballı değişik bir sos geldi.
Siz de bu restoranla ilgili yorumlarınızı paylaşmak ister misiniz? Ya da sorularınızı alayım, belki gitmeden önce biraz fikir sahibi olursunuz:)
Sevgiler
Açılmasıyla birlikte Asmalı'nın en gözde mekanlarından biri olan Hardal, yaklaşık 1,5 senedir ara ara uğradığım bir mekan. Ofisten bir nebze olsun uzaklaşıp hava almak istediğimiz öğle aralarımızı değerlendirdiğimiz Asmalımescit noktalarından biri... Ayrıca gece club&lounge olarak hizmet veren terası Uplounge, Asmalı'nın neredeyse en sevdiğim eğlence mekanı. Fakat gelin, daha çok yediklerimize ve içtiklerimize odaklanalım :)
Ben klasik siparişlerimden birini verdim. Keçi peynirli salata... Peynir panelendiğinde ya da ılık getirildiğinde bu salata benim favorim; fakat en popürler salata & makarna restoranlarından biri olan Sosa'da olduğu gibi, keçi peynirinin en güzel servis biçiminden, yani ısıtılmaktan mahrum bırakılması, hem çok güzel bir lezzetin öldürülmesine hem de benim bu salatayı tercih etmememe sebep oluyor. Her neyse, Hardal'ın bu salatayı servis etme biçimi şu şekilde:
Keçi peynirleri şam fıstığı kaplı malzemeyle panelenmiş. Tadı muhteşem. Ayrıca enginar kalbi, pancar, "baby corn" şeklinde tabir ettiğimiz mısır turşusu, cherry domates, incecik kesilmiş salatalıklar--en ince julien kesimi düşünün, işte o şekilde--bir parça yine jülyen kesilmiş havuç ve mor ve yeşil salata yapraklarından oluşuyor. Buraya kadar geldiğimizde, lezzet olarak tacı kesinlikle panelenmiş keçi peyniri hakediyor. Diğer malzemeler; soslanma biçimi ve uyumları için güzel diyebilirim fakat muhteşem değiller.
Salatada kötü olan ise, kıtır ekmekler. Sarımsaklıyla sarımsaksız arası belirsiz bir tadı olan, olması gerekenden tuzlu, çok da kıtır olmayan ekmekler hiç hoşuma gitmedi.
Salatanın görüntüsü iştah açıcı, ama nedense bir türlü kalabalık sunumları sevemedim. Tabi Amerikan tarzı--kocaman porsyonlar--servis yapan bir kafeden daha iyisini bekleyemem.
PS: Barbeque sos istediğmizde ballı değişik bir sos geldi.
Siz de bu restoranla ilgili yorumlarınızı paylaşmak ister misiniz? Ya da sorularınızı alayım, belki gitmeden önce biraz fikir sahibi olursunuz:)
Sevgiler
6 Temmuz 2011 Çarşamba
Euphoria & Ara Kafe
Duvarları Ara Güler'in fotoğraflarıyla süslenmiş olan Ara Kafe, Beyoğlu Galatasaray Lisesi'nin hemen karşısındaki ara-kuytu sokakta bulunuyor. Oldukça popüler olan bu mekanı sanırım bilmeyeniniz yoktur. Biz de bu mekanı bir öğlen ziyaret ederek, Haliç Köprüsü'nün göründüğü eski bir İstanbul fotoğrafının tam yanındaki masaya oturduk.
Henüz siparişimizi vermeden masaya ekmekler geldi. Ekmekler taze, çıtır çıtır ve çok lezzetliydi. Yanına zeytinyağı tabağı istemekten alamadım kendimi. Lezzetli bir ekmekle, kaliteli zeytinyağının uyumunun tadına varamıyorum sanırım.
Daha önce de bu mekana birkaç kez gittim ve yemeklerini tattım. Fakat tartışmasız en güzel, aynı zamanda mekandaki masalardan gördüğüm ve forumlardan okuduğum kadarıyla, en popüler yemeklerden birisi "Balkan Köfte". Menüye baktığımda gözüme en güzel görünen seçenek; patlıcanlı beğendi üzerinde, sarımsaklı yoğurt ve iskender sosuna benzer domatesli bir sosla servis edilen "balkan" köfteler olduğundan hemen siparişimi verdim.
Lezzeti iyiydi ama kesinlikle muhteşem değildi. Yemek seçeneğindeki kalemleri--köfte, beğendi, yoğurt ve sos-- ayrı ayrı incelersek, çok orjinal ve enfes tatları yoktu. Daha ziyade soslarla birlikte köfte, beğendi ve sarımsaklı yoğurdun uyumu güzeldi. He bu arada bir de, beğendinin şekerli bir tadı vardı diyebilirim. Olması gerekenden daha tatlı olduğundan (aslında hiç tatlı olmamalı) bu noktada biraz puan kırılabilir :)
Yemek sunumuyla ilgili büyük bir beklentim olmadığı için, hayal kırıklığım da olmadı. Görüşümü; patlıcanlı bir köfte yemeği, lüks olmayan bir restoranda nasıl servis edilirse, ondan biraz daha iyi servis edildi şeklinde ifade edebilirim.
Sonrasında--neden doymadığımızı gerçekten bilmiyorum-- tatlı menüsünden beyaz çikolatalı brownie seçtik. Yanında bir top sade dondurmayla servis edilen brownie daha çok sıcak kek gibiydi. Tadı ve sunumu fena değildi ancak gerçek brownie tadını kesinlikle tercih ederim.
Bu restoran hakkında genel görüşlerim; "Balkan Köfte" dışında tattığım diğer yemek seçenekleri çok lezzetli değildi. E masa ve sandalyelerin de salaş ve pek de konforlu olmadığını düşünürsek, bu mekanın uzun, içkili, bol muhabbetli akşam yemekleri için değil de, daha çok yemek yiyip kaçmak için uygun olduğunu söyleyebilirim.
PS: Ara Kafe'de alkol servisi yapılmıyor.
Siz de bu restoranla ilgili yorumlarınızı paylaşmak ister misiniz? Ya da sorularınızı alayım, belki gitmeden önce biraz fikir sahibi olursunuz:)
Sevgiler
Henüz siparişimizi vermeden masaya ekmekler geldi. Ekmekler taze, çıtır çıtır ve çok lezzetliydi. Yanına zeytinyağı tabağı istemekten alamadım kendimi. Lezzetli bir ekmekle, kaliteli zeytinyağının uyumunun tadına varamıyorum sanırım.
Daha önce de bu mekana birkaç kez gittim ve yemeklerini tattım. Fakat tartışmasız en güzel, aynı zamanda mekandaki masalardan gördüğüm ve forumlardan okuduğum kadarıyla, en popüler yemeklerden birisi "Balkan Köfte". Menüye baktığımda gözüme en güzel görünen seçenek; patlıcanlı beğendi üzerinde, sarımsaklı yoğurt ve iskender sosuna benzer domatesli bir sosla servis edilen "balkan" köfteler olduğundan hemen siparişimi verdim.
Lezzeti iyiydi ama kesinlikle muhteşem değildi. Yemek seçeneğindeki kalemleri--köfte, beğendi, yoğurt ve sos-- ayrı ayrı incelersek, çok orjinal ve enfes tatları yoktu. Daha ziyade soslarla birlikte köfte, beğendi ve sarımsaklı yoğurdun uyumu güzeldi. He bu arada bir de, beğendinin şekerli bir tadı vardı diyebilirim. Olması gerekenden daha tatlı olduğundan (aslında hiç tatlı olmamalı) bu noktada biraz puan kırılabilir :)
Yemek sunumuyla ilgili büyük bir beklentim olmadığı için, hayal kırıklığım da olmadı. Görüşümü; patlıcanlı bir köfte yemeği, lüks olmayan bir restoranda nasıl servis edilirse, ondan biraz daha iyi servis edildi şeklinde ifade edebilirim.
Sonrasında--neden doymadığımızı gerçekten bilmiyorum-- tatlı menüsünden beyaz çikolatalı brownie seçtik. Yanında bir top sade dondurmayla servis edilen brownie daha çok sıcak kek gibiydi. Tadı ve sunumu fena değildi ancak gerçek brownie tadını kesinlikle tercih ederim.
Bu restoran hakkında genel görüşlerim; "Balkan Köfte" dışında tattığım diğer yemek seçenekleri çok lezzetli değildi. E masa ve sandalyelerin de salaş ve pek de konforlu olmadığını düşünürsek, bu mekanın uzun, içkili, bol muhabbetli akşam yemekleri için değil de, daha çok yemek yiyip kaçmak için uygun olduğunu söyleyebilirim.
PS: Ara Kafe'de alkol servisi yapılmıyor.
Siz de bu restoranla ilgili yorumlarınızı paylaşmak ister misiniz? Ya da sorularınızı alayım, belki gitmeden önce biraz fikir sahibi olursunuz:)
Sevgiler
Euphoria & Les Ottomans
02.07.2011
1700'lü yılların sonlarından beri "Muhsinzade Yalısı" olarak bilinen Les Ottomans Hotel, 1933 yılında yandıktan sonra tekrar dekore edildi. Ahu Aysal Kerimoğlu'nun sonsuz enerjisi ve emeğiyle iç mimarisi yeniden yapılandırılan otel & restoran, kesinlikle görülmeye değer. Les Ottomans her ayrıntısıyla Osmanlı Sarayları'na şapka çıkartacak güzellikte. Biz de güzel bir cumartesi akşamı, Les Ottomans Restoran'ı ziyaret ettik. Kendimizi muhteşem dekorasyon ve manzaradan etkilenmekten alamadık.
Otel lobisinin dekorasyonunu ve özellikle tuvaletlerini bir "şaheser" olarak tanımlayabilirim. Özellikle tuvaletler, çoğu şık restoranın ana salonlarından bile daha güzel dekore edilmiş; klasik usulde yumuşacık halılar, kanepeler, muhteşem işlemeli havlularla iç açıyor.
Garson ve şeflerin nezaketi, servis hızı ve hijyen kalitesi, kesinlikle sonsuz puanı hakediyor. Restoran atmosferi; mumlar ve deniz kenarındaki konumu, yediğimiz yemekten extra keyif almamızı sağladı.
Bu güzel atmosfer bizi hemen şarap sipariş etmeye yöneltti. Seçimimiz Frescobaldi Chardonnay oldu. Bu güzel İtalyan şarabını, hafif ekşi tadı ve kolay içimiyle Chardonnay tarzı şarap severlere şiddetle tavsiye ederim.
Masamızın ilk misafirleri, kurutulmuş domates ve yeşil zeytinle birlikte servis edilen zeytinyağı ve ekmekler oldu. Zeytinyağının tadı ve kalitesi günlük tükettiğimiz zeytinyağıyla kıyaslanamayacak derecede başarılıydı.
Başlangıç olarak ızgara kalamar siparişi verdim. Kömür ateşinde pişirilmiş tadı ve hafifliğiyle oldukça lezzetliydi.
Ana yemek olarak ise, Osmanlı tarzından uzaklaşmak istemediğimden, beğendili kuzu incikte karar kıldım. Lezzeti için "iyi" 'den daha öte bir yorum yapamayacağım çünkü muhteşem değildi, fakat yine de başarılı bir aşçının elinden çıktığı belliydi.
Beğendiyse tabağın yıldızıydı, lezzeti kesinlikle kusursuzdu ve en yüksek puanları hakediyor. Hatta, biraz daha abartacağım ama, şu ana kadar yediğim en güzel beğendiydi sanırım...
Sunuma gelince; beğendinin üzerine dikine konumlanmış tek parça et şeklindeydi; yemeğin karakterinin müsade ettiği limitler doğrultusunda, başarılı sunumlardan biri olsa gerek. Fakat yine de bizi çok etkilediğini söyleyemiyeceğim.
Karnımız her ne kadar tok, keyfimiz her ne kadar çok yerinde olsa da, o akşam tatlıyı es geçmek istemedik. Beyaz çikolatalı cheesecake menüdeki favorilerimizden biri oldu. Ancak karamel sosuyla yuvarlak bir parça halinde servis edilen cheesecakein hem lezzeti hem de sunumu için vasat demek istiyorum.
Son olarak sipariş verdiğimiz çay, tercih belirtmediğimiz halde Earl Grey olarak geldi. Aranızda sevmeyenler varsa önceden uyarıda bulunmanızı tavsiye ediyorum.
Restorana şöyle bir genel bakış atacak olursak; konumu, dekorasyonu ve manzarasıyla çok güzel bir atmosfere sahip. Servis kalitesi ve garson saygınlığı ve muamelesi kesinlikle 10 üzerinden 10 puanı hakediyor. Lezzet ise; belli ki yemeklerde çok başarılı aşçıların emekleri geçmiş, fakat daha güzel tatları bulmak da mümkün.
Siz de bu restoranla ilgili yorumlarınızı paylaşmak ister misiniz? Ya da sorularınızı alayım, belki gitmeden önce biraz fikir sahibi olursunuz:)
Sevgiler
1700'lü yılların sonlarından beri "Muhsinzade Yalısı" olarak bilinen Les Ottomans Hotel, 1933 yılında yandıktan sonra tekrar dekore edildi. Ahu Aysal Kerimoğlu'nun sonsuz enerjisi ve emeğiyle iç mimarisi yeniden yapılandırılan otel & restoran, kesinlikle görülmeye değer. Les Ottomans her ayrıntısıyla Osmanlı Sarayları'na şapka çıkartacak güzellikte. Biz de güzel bir cumartesi akşamı, Les Ottomans Restoran'ı ziyaret ettik. Kendimizi muhteşem dekorasyon ve manzaradan etkilenmekten alamadık.
Otel lobisinin dekorasyonunu ve özellikle tuvaletlerini bir "şaheser" olarak tanımlayabilirim. Özellikle tuvaletler, çoğu şık restoranın ana salonlarından bile daha güzel dekore edilmiş; klasik usulde yumuşacık halılar, kanepeler, muhteşem işlemeli havlularla iç açıyor.
Garson ve şeflerin nezaketi, servis hızı ve hijyen kalitesi, kesinlikle sonsuz puanı hakediyor. Restoran atmosferi; mumlar ve deniz kenarındaki konumu, yediğimiz yemekten extra keyif almamızı sağladı.
Bu güzel atmosfer bizi hemen şarap sipariş etmeye yöneltti. Seçimimiz Frescobaldi Chardonnay oldu. Bu güzel İtalyan şarabını, hafif ekşi tadı ve kolay içimiyle Chardonnay tarzı şarap severlere şiddetle tavsiye ederim.
Masamızın ilk misafirleri, kurutulmuş domates ve yeşil zeytinle birlikte servis edilen zeytinyağı ve ekmekler oldu. Zeytinyağının tadı ve kalitesi günlük tükettiğimiz zeytinyağıyla kıyaslanamayacak derecede başarılıydı.
Başlangıç olarak ızgara kalamar siparişi verdim. Kömür ateşinde pişirilmiş tadı ve hafifliğiyle oldukça lezzetliydi.
Ana yemek olarak ise, Osmanlı tarzından uzaklaşmak istemediğimden, beğendili kuzu incikte karar kıldım. Lezzeti için "iyi" 'den daha öte bir yorum yapamayacağım çünkü muhteşem değildi, fakat yine de başarılı bir aşçının elinden çıktığı belliydi.
Beğendiyse tabağın yıldızıydı, lezzeti kesinlikle kusursuzdu ve en yüksek puanları hakediyor. Hatta, biraz daha abartacağım ama, şu ana kadar yediğim en güzel beğendiydi sanırım...
Sunuma gelince; beğendinin üzerine dikine konumlanmış tek parça et şeklindeydi; yemeğin karakterinin müsade ettiği limitler doğrultusunda, başarılı sunumlardan biri olsa gerek. Fakat yine de bizi çok etkilediğini söyleyemiyeceğim.
Karnımız her ne kadar tok, keyfimiz her ne kadar çok yerinde olsa da, o akşam tatlıyı es geçmek istemedik. Beyaz çikolatalı cheesecake menüdeki favorilerimizden biri oldu. Ancak karamel sosuyla yuvarlak bir parça halinde servis edilen cheesecakein hem lezzeti hem de sunumu için vasat demek istiyorum.
Son olarak sipariş verdiğimiz çay, tercih belirtmediğimiz halde Earl Grey olarak geldi. Aranızda sevmeyenler varsa önceden uyarıda bulunmanızı tavsiye ediyorum.
Restorana şöyle bir genel bakış atacak olursak; konumu, dekorasyonu ve manzarasıyla çok güzel bir atmosfere sahip. Servis kalitesi ve garson saygınlığı ve muamelesi kesinlikle 10 üzerinden 10 puanı hakediyor. Lezzet ise; belli ki yemeklerde çok başarılı aşçıların emekleri geçmiş, fakat daha güzel tatları bulmak da mümkün.
Siz de bu restoranla ilgili yorumlarınızı paylaşmak ister misiniz? Ya da sorularınızı alayım, belki gitmeden önce biraz fikir sahibi olursunuz:)
Sevgiler
Etiketler:
atmosfer,
Les Ottomans,
lezzet,
manzara,
Muhsinzade Yalısı,
restoran,
şık
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

















